ANASAYFA
Hızır orucunda, Ağız mühürleme ve açma Gülbengleri
Yetiş carımıza ya Bozatlı Hızır! Medet, mürvet ya Şahı Merdan Ali!
Bozatlı Hızır zor durumda kalanların yardımına koşan, kalbi temiz, iyilik sever insanlara daima yardım edendir. Uğradığı yerlere bolluk ve bereket dağıtıp insanların dileklerini yerine getirendir. Dertlilerin derdine derman, hastalara ise şifa verendir.
Çağımız Bozatlı Hızır algısı, insanlar birbirinin;
• Hızırı olmalıdır,
• Elinden tutmalıdır,
• Yardımcısı olmalıdır,
• Dar ve zor günlerinde yanı başında hazır olmalıdır,
• Sıkıntı çekenlerin sıkıntısını giderilmelidir,
• Umudu olmalıdır ve
• Birbirine yardım elini uzatmalıdır. Vs. vs. vs.
Oruç tutmadaki amaç
• Beden nefsine hakim olmayı, onu dizginlemeyi,
• Manevi huzura kavuşmayı,
• Merhametli olmayı,
• Sabır etmeyi,
• Nimetlerin kadrini bilmeyi,
• Aç-fakir-kimsesiz insanların halinden anlamayı,
• Bir türlü bitmek istemeyen arzu ile isteklere doymayan nefse hakim olmayı amaçlar.
Hızır orucu, gece yarısından sonra hiç bir şey yememe ve içmeme şeklinde ağız mühürlenir. Diğer oruçlarda oduğu gibi Hızır orucunda da, sahura kalkmak yoktur. Tıka basa yenilen yemek, middeye zararlıdır.
Oruçluyum ve iftarımı açıyorum deyimleri hakkında
Alevilerde oruca niyet edince, Oruç tutuyorum veya niyetliyim veya ağzım mühürlü hitabıdır.
Iftarımı açıyorum yerin, Ağız mühürümü veya orucumu açıyorum hitabıdır.
Ağız, mühürleme Gülbengi
Bismihşah, Allah Allah!
Hakk Muhammed Ali aşkına,
Yetiş carımıza diyenlerin carına yetişen,
Darda koymayan, yardımına koşan,
Hastalara şifa dertlere derman olan,
Bozatlı Hızır aşkına, oruç tutmaya niyet ettim,
Niyetimi ulu divanında kabul eyle ya Cenab-ı Hakk!
Allah Allah, kabul ve makbul ola…
Ya Bozatlı Hızır!
Darda olanların darına, imdadına sen yetişesin, darda buğda koymayasın.
Ağız, mührünü açma Gülbengi
Bismişah, Allah Allah!
Evliya, Enbiyaların yüzü suyu hürmetine;
Yardım dileyenin yardımına koşan,
Şifa dileyene şifa veren, derdine derman olan,
Denizde, karada, darda, buğda koymayan,
Uğradığı yerlere bereket ve bolluk saçan,
Bozatlı Hızır için tuttuğum orucu kabul eyle ya Cenab-ı Hakk!
Allah Allah, kabul ve makbul ola.
Ağız mührünü açma ise; Akşam güneş batıp gün kararmaya başlayıncaya kadar devam eder. Isteyen daha geç saatlerde de açabilir. Hızır orucunda da saat ve dakikalara bağlı olarak tutulmaz.
Not: Alevilerde, iftarımı açıyorum yerine Ağız mührümü açıyorum denir.
Hızır orucunda belli yiyeceklere, içeceklere dikkat edilmez. Her türlü nimmet ve içecek(Alkohllu içecekler hariç) yenilip içilebilinir.
Ağız mührü açtıktan sonra: Çerağlar-Delil uyandırılır, Hızır ve yol ulularına yönelik gülbenkler, dualar okunur, ilim muhabbeti yapılır, Duaz-ı Imam ve deyişler söylenir.
Bozatlı Hızır; Gönüllere barış, mutluluk, huzur, sofralara bereket, hanelere huzur, yuvalara mutluluk, hoşgörülü olmayı ve insan alemine sağlıklı günlere vesile olmasını Cenab-ı Hakk’tan niyaz ederiz. Canların Hızır orucu, niyetleri ve niyazları kabul ola.
Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı Azak=
İslam olabilmek için, önce insan olmak gerekir
Neden önce insan olmak gerekir? Çünkü islamın özünde, önce insanı inşa etmek vardır. Islam, önce insanın kalbini, aklını ve ahlakını inşa eder. Dolayısıyla iyi insan olmadan iyi bir islam olunmaz. Demek ki toplumu güzelleştirmek, insanı güzelleştirmekle başlar.
Allah’ın kelamı Tin Suresi, 4. Ayette; “Biz insanı en güzel kıvamda yarattık” buyurmaktadır. Yani islam, insana insan olduğu için değer verir. Bu nedenle islam yani din, insanı yok sayarak değil, insanı inşa ederek başlar. Insanın inşası yani irşadı, ibadetten önce gelir. Dolayısıyla islam önce insanı insan yapan vicdan, merhamet, adalet, doğruluk, sorumluluk, sabır, şefkat, doğruluk, güvenirlik, emanete riayet etmek gibi erdemleri ortaya çıkarır. Eğer insanlar bu temel değerleri taşımıyorsa, üzerlerindeki dini şekiller ruhsuz bir kabuk olur.
Islam oldum ifadesi, bir cümleyle mümkündür. Ancak islam ilkeleri doğrultusunda yaşamak ve kalabilmek insan yani insanı insan yapan vasıflara sahip olmakla mümkündür. Ahlaklı olmanın ölçüsü çok konuşmak, çok görünmek veya çok iddia etmek değildir. Insanları incitmemek, onların gönlüne taht kurmaktır.
Sıkca dile getirilen bir ibare vardır; Erdemimi olmayanın dini yani ahlaken eksik kalır. Diğer önemli bir ibare; İnsanlığı olmayanın, dini de olmaz. Eğer kişi kibirliyse, yalan söylüyorsa, kul hakkı yiyorsa, merhametsizse, adaletsiz davranıyorsa, vs. ibadet etse bile dinin ruhunu yaşamıyor demektir. Demek ki mesele, dinin ruhuna sahip olmaktır.
Alevi inancının deyimiyle, İnsan-ı Kamil, islamın tam halidir. Çünkü Kamil-i İnsan gönül incitmez, dili temizdir, nefsini terbiye etmiştir, elinden, dilinden belinden emindir, adaleti yerli yerindedir, engin gönüllü insandır. Kamil-i İnsan, tüm bu vasıflara sahip olmasına rağmen islam oldum demekle yetinmez arı misali her gün bal yapmaya devam eder.
Dolayısıyla islam bir kimlik değil bir duruş, bir kişiliktir. Kişilik ahlaktır ve ahlak ise, insan olmaktır. insanlık vasıflarına sahip olmayı başarmayan, islamı yaşadığını zannedebilir ancak hakikatini yaşıyamaz. Diğer bir deyimle islamı yaşamak için önce insan olmak gerekir. Çünkü islam dininin özü, insanlıktır.
Dikkat edilirse fazla namaz kılan demiyor, çok ibadet eden demiyor veya çok bilgi sahibi olan demiyor insanlara zarar vermeyen, incitmeyen ve güven veren kişiyi tarif etmektedir. Bu nedenle önce insan olmak, sonra islamı yaşamak doğru bir sıralamadır. Bunun tersi insanlığa zulümden başka bir şey değildir. Velhasıl ahlak yoksa, dinin binası ayakta duramaz. Sonuçta ahlağın özü yaradılanı goş görmek, Yaradandan ötürüdür.
Islam ile müslüman kavramları birdeğildir.
Bu iki kavramın arasındaki farkı bilmek, hem dinin özünü hem de ahlakın neden bu kadar önemli olduğunu anlamamıza yardımcı olur.
Islam kavramı, Allah’ın insanlığa sunduğu ilahi düzendir. Bunun manası bir hakikat, bir davet, bir yol, bir dengelik hali ve bir teslimiyet sistemidir. Kur’an-da İslam; Barış, bütünlük, teslimiyet, ahlak, hak ve adalet anlamlarıyla anılmaktadır. Diğer bir deyimle Allah’ın belirlemiş olduğu ideal ölçü, manevi değerlerin bütünü ve doğru yol demektir. Bir bakıma gökyüzü misali uçsuz bucaksız, kusursuz ve eksiksizdir.
Müslüman kavramı, o ilkeye teslim olmaya çalışan insandır. Yani islam dininin esaslarını kabul eden ve yaşamaya niyet eden kişidir. Müslüman yanılabilir, hata yapabilir, ikrarında yani sözünde durmayabilir, günah işleyebilir, eksik olabilir, nefsine yenilebilir, vs. çünkü müslüman tamamlanmış değil, tamamlanmaya veya ideale yönelen kişidir.
Sonuçta islam kusursuz ve müslüman kusurlu demektir. Bu farkı bilmek ve kavramak çok önemlidir. Çünkü insanların hal ve davranışları, islamın ölçüleriyle bağdaşmadığı gibi yanlış algıya yol açabilir.
Oysa islam adalet emreder, fakat müslüman haksızlık yapabilir.
Islam merhamet ister, fakat müslümanın kalbi katı olabilir.
Islam yalanı yasaklar, fakat müslüman yalan söyleyebilir.
Islam kul hakkını yasaklar, fakat müslüman ihmal edebilir.
Dolayısıyla bu iki kavramın arasındaki fark yüzünden islamın değeri, müslümanın hal ve davranışlarına göre ölçülemez. Çünkü islam, varılmak istenilen hedeftir ve müslümanlık ise, hedefe yürümektir.
Sonuçta islam, Allah’ın kurduğu mükammel yaşam sistemi ve müslüman ise, bu siteme teslim olmaya veya uymaya veya yaşamaya çalışan insandır. Dolayısıyla her müslüman islamı temsil etmeyebilir. Fakat islam, müslümanın eksiklerini örtecek kadar uçsuz, bucaksız bir rahmettir.
Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfe4ddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı Azak=
İlim yol gösterir, muhabbet yürütür
Bu söz, insanın manevi ve ahlaki yolculuğunda iki temel kavrama işaret eder. birincisi ilmin görevi ve ikincisi muhabbettir.
İlmin görevi doğruyu yanlıştan ayıran ışığı yakmak, insana neyin nasıl olması gerektiğini göstermektir. Diğer bir deyimle ilim, aklın pusulasıdır. Yönü belirler ve yolu aydınlatır. Ancak ilim, tek başına insanı yolda tutmaya yetmez. Yolun yürümesini sağlayan, adımların güç bulduğu ışık muhabbet yani sevgi, gönül sıcaklığı ve içtenliktir. Muhabbet, insanın hem kendisine hem de toplumuna karşı duyduğu muhabbeti, bağlılığı pekiştirir. Dolayısıyla ilimin işaret ettiği yolda ilerlemeyi mümkün kılar.
Bu söz, Tasavvuf geleneğinde insanın Hakk’a yolculuğunda iki temel rüknü anlatır. Aklın ışığı ve gönlün ateşidir. İlim, insanların yolunu aydınlatan bir Çerağ gibidir. İnsanlara neyin hak, neyin batıl olduğunu öğretir ve hakikate giden istikameti belirler. Olgun insan olmak için önce bilmek gerekir. Çünkü bilinmeyen bir yol, yürüyenin karanlığında kaybolmasına sebep olur. Bundan dolayıdır ki ilim, yolun başında duran rehberdir.
Fakat tasavvuf felsefesi der ki “İlim yolu gösterir, ama o yolu yürüten güç gönüldeki muhabbettir. Muhabbet, insanın ruhunu Hakk’a doğru çeken gizli bir cezbedir. Adımlara kuvvet veren ilahi bir nefes gibidir. İlim aklı doyurur, muhabbet ise akla can verir ve onu diriltir. Diğer bir deyimle sevgi olmadan bilgi kuru kalır ve gönül ateşi olmadan adım atacak hal bulunmaz.
Bu söz gerçek manada hakikate ermek isteyen insan için akıl ile gönlün, bilgi ile sevginin bir arada bulunması gerektiğini vurgulamaktadır. Yol ilimle görünür, yürüyüş muhabbetle tamamlanır. Böylece insan, hem neyi aradığını bilir ve hem de aradığını bulacak kudrete ulaşır.
İnsanı olgunlaştıran manevi mertebeler.
Tasavvuf yolunda insan, akıl ve gönül rehberliğinde bir yolculuğa çıkar. Bu yolculukta en başta, İlahi Aşk vardır. Yani Allah’a duyulan derin ve koşulsuz sevgidir. Bu aşk, insanın ruhunu yücelten, kalbini dirilten ilahi bir kuvetin hikmetidir. Aşk insanı Hakk yoluna yönlendirir, yanlızca görmekle yetinmeyip gönül gözüyle hakikati aramaya sevk eder.
Bu manevi yolculukta tevazu ise, insanın adımlarını sağlamlaştırır. Tevazu insanın nefsini aşması, kibir ve benlik duygularını terk etmesi demektir. Büyük bilginin, derin gönlün ve aşkın taşıyıcısı olan insan tevazu ile yumuşar, hem kendine hem de topluma karşı olgun bir duruş kazanır.
Muhabbet, bu yolun besleyicisidir. Manevi Rehberlerin, Erenlerin ve Ariflerin muhabbeti, bilgiyi ve tercübeyi paylaşır, insanın gönlünü ferahlatır ve kalbini ısıtır. Dolayısıyla paylaşılan hikmetler, yolun devamını sağlar.
Nefs terbiyesi, yolun vazgeçilmez disiplinidir. Nefsin arzularını dizginlemek sabrı, iradeyi ve içsel farkındalığı geliştirmek, kişinin Hakk ile hakikate yakınlaşmasını mümkün kılar. Nefs ile yapılan amansız mücadele, insanı daha yüksek bir ruhsal mertebeye taşır.
Birlik kavramı ise, bu yolculuğun ilahi hedefidir. İnsan teklik ve birlik bilinciyle Allah’ın varlığında birleşir. Tüm varlıkların birbiriyle ve Yaradan’la olan bağlantısını idrak eder. Bu farkındalık, kişinin hem kendisini ve hem de evrenle uyum içinde yaşamasını sağlar. Tüm bu manevi mertebelerde, edep insanın yolunu korur.
Sonuç itibariyle Tasavvuf ilmi, yanlızca teorik bilgi değildir. Aynı zamanda günlük hayatı dönüştüren bir rehberdir. İlahi aşk ile yaşamak, tevazu ile engin gönüllü olmak, muhabbetle beslenmek, nefsi terbiye etmek, birliği fark etmek ve edep ile yaşamak, insanın hem ruhunu hem de toplumsal ilişkilerini güçlendirir.
Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı Azak=
Alevi inancında Rızalık ve Razılık kavramları
İnançsal boyutta, bu iki kavram birbirini tamamlayan kavramlardır. Kişi, razı olduğunda iç huzuru bulur ve rızalık gösterdiğinde ise, toplumsal bağlamda manevi dengeyi sağlamış olur. Diğer bir yorumla bu iki kavram, kişinin hem Allah ile hem de toplumla manevi uyum içinde olmasıdır. Bu da bir ikrar sorumluluğudur.
Hakk Muhammed Ali yolu, bir rıza kapısı olarak Alevi inancına taşınmıştır. Rıza kapısında, yapılan manevi hizmetlerin herhangi bir zorlama olmadan yerine getirilmesidir.
Çünkü Rızalık;
- Tanrıdan gelen her şeyi gönül hoşluğuyla karşılamaktır.
- Tanrının hoşnutluğunu, onayını kazanmaktır.
- Kişinin kendisi ile barışması olarak algılanan Pir-Mürşid önünde başı secdede iken kendi özüyle hesaplaşmasıdır.
- Kişinin toplumla barışması olarak algılanan, diline sahip olması durumudur. Vesayre...
Rızalık, üç türlüdür
1- kişinin kendisiyle rızası,
2. Kişinin toplumla rızası, ve
3. Kişinin Hakk Muhammed Ali yoluna Hüsnü rızasıdır.
Kişinin kendisiyle rızası: Pir huzurunda başı secde de iken kişinin kendi özüyle hesaplaşmasıdır, kendi kendini yargılamasıdır. Bu anlamda secde de bir aynadır sufi kendini aynada görecek, kendisiyle baş başa kalaçak, eğer bir suçu, hatası, eksikliği varsa kendini ele vereçektir.
Dolayısıyla manevi yolculuk, bilge bir rehber yani Mürşid-i Kamil eşliğinde ve kendi benliğini tanıyarak yapılır. Yani yolun sırrına ulaşmak isteyen, önce kendi gafletini bırakmalı ve Mürşid ile Pirin rehberliğine kulak vermelidir.
Kişinin toplumla rızası: Eline diline beline sahip olmakla gerçekleşir. Kısacası edep olarak algılanan bu üç mühür kişiyi kötülükten uzak tutar. Bunu gerçekleştirmeyen can hiç bir zaman kendi özüyle doğru yolda buluşamaz.
Kişinin Hakk Muhammed Ali yoluna Hüsnü rızası: Kişi bu yola, inanç ve itikatle zorlanmadan kendi rızası ile girer. Yola rıza ile giren can, yolun gereklerini severek, inanarak yerine getirmek durumundadır. Yola giriş malı mala, canı cana katmak anlamına gelen musahiplikle başlar. Toplumda razı olursa, kişinin kendi özüyle rızası gerçekleşir. Böylece üç rıza birleşmiş, el ele, el Hakk’a ulaşmış olur.
Dolayısıyla olgunlaşma ve yol alma sürecinde aklını, niyetini olgunlaştır,
- Manevi kaynaklardan ayrılma, onlara bağlı kal,
- Mürşid ile Pir rehberliğine teslim ol,
- Musahip ile cem erkanına katıl, oradan manevi güç al ki Rızalık ve Razılık düşüncesinin derinliğini, ruhunda hissedebilesin.
1. Razılık
Razılık ise, verilen ikrar gereği kişi kendini Hakk ile hakikate, yoluna, ve Mürşid ile Pirin iradesine güvenip teslim olmasıdır. Yani Allah’ın İlahi adaletine, hikmete güvenip egosundan, benliğinden diğer bir deyimle nefsi Emarelerinden arınıp pak olması ve içsel huzura kavuşmasıdır. Sonuçta her davranışımız, niyetimiz ve eylemimiz Allah’ın rızasına uygun olursa, buna razılık denir.
Inanç kapısında yapılan hizmetler, verilen lokmalar, yapılan yardımlar, gönül muhabbetleri, yani hizmetlerin tümü gönül rızalık ve Razılık ekseninde olması gerekir. Bu rızalık ve Razılık; Allah’ın Hüsni rızasını kazanmak ve insanların gönlüne taht kurmakla mümkündür. Dolayısıyla kul kuldan razı olursa, Canab-ı Hakk’ta kuldan razı olur. Aşk ile Huu.
Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=
Sevgili Canlar, Dostlar ve Okurlar,
Alevilikte Gülbeng, Dua ve Erkânlar uzun bir yolculuğun ardından çıktı.
Bir lokma karşılığında, siz değerli okurlarımızla buluşmaya hazır.
Ruhani bir yolculuğa hazır mısınız?
Bu eser, Alevi inanç ve ibadet geleneğinin derinliklerine yolculuk yapmak isteyenler için eşsiz bir rehber niteliğindedir.
Gülbenglerin anlamı ve işlevi, duaların ruhani derinliği ve erkânların ritüel içindeki yeri, anlaşılır ve yalın bir dille ele alınmaktadır.
İrtibat/Ulaşım:
Nurcan Uyumaz
Tel: 0544 201 02 96
Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı Azak=